Hava trafik kontrolörleri (HTK), havacılık sektöründe bilişsel ve duygusal açıdan en zorlu mesleklerden birini icra etmektedirler. Bu meslek, sürekli tetikte olmayı, hızlı karar almayı ve zaman baskısı altında yüksek dayanıklılık göstermeyi gerektirmektedir. Bu mesleki talepler genellikle yüksek düzeyde iş stresine yol açabilmekte; bu durum yalnızca bireysel refahı değil, aynı zamanda kurumsal performansı ve havacılık güvenliğini de tehlikeye atabilmektedir. Bireyin mevcut deneyimlerinin yargılamadan ve olduğu gibi farkında olması şeklinde tanımlanan bilinçli farkındalık, strese karşı koruyucu bir faktör olarak öne çıkmaktadır. Bilinçli farkındalık ve iş stresi arasındaki ilişki literatürde farklı sektörlerde ve meslek gruplarında incelenmiş olsa da, HTK’ler için oldukça sınırlı sayıda çalışma vardır. Bu çalışma, Türkiye'deki hava kontrollerinin bilinçli farkındalık düzeyleri ile iş stresleri arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Bu çalışmada nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evreni, Türk hava sahasında görev yapan hava trafik kontrolörleridir. Veriler, kolayda örnekleme yöntemiyle seçilen 335 hava trafik kontrolöründen anket yöntemiyle toplanmış ve uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, işle ilgili stres ile bilinçli farkındalığın gözlemleme, tanımlama, bilinçli farkındalıkla hareket etme ve içsel deneyimlere tepki vermeme gibi alt boyutları arasında negatif yönde anlamlı bir korelasyon olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, bilinçli farkındalıkla hareket etmenin iş stresini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yordadığı tespit edilmiştir.
Havayolu işletmelerinin operasyonel performansı gecikmelerden ve iptallerden önemli ölçüde etkilenmektedir. Bu çalışma, zamanında performans, iptaller, sapmalar ve gecikme nedenleri (hava taşıyıcısı, hava durumu, güvenlik, NAS ve geciken uçak) gibi temel göstergeleri kullanarak 2022 ile 2024 arasındaki performans değişikliklerinin karşılaştırmalı bir analizini sunmaktadır. Sonuçlar, üç yıl boyunca net bir mevsimsellik modelini ortaya koymaktadır. Ortalama zamanında performans oranları 2022 yılındaki %76,3'ten 2023'te %78,3'e yükselmiştir, ardından 2024'te hafif bir düşüşle %78,0'a gerilemiştir ve 2023 en iyi genel performansı göstermektedir. Zamanında en yüksek performans Ekim 2022 (%83,25), Kasım 2023 (%86,22) ve Ekim 2024'te (%85,81) görülürken, en düşük seviyeler Aralık 2022 (%68,72) ve Temmuz aylarında hem 2023 (%69,45) hem de 2024 (%68,08) yıllarında gözlenmektedir. İptal oranları yaklaşık %2,8 ile 2022'de en yüksek seviyedeyken; bunu 2023'te kayda değer bir iyileşme (%1,3) ve 2024'te (%1,35) istikrar izlemektedir. Yönlendirme oranları, önemli bir değişiklik olmaksızın sürekli olarak düşük (%0,23-%0,24 civarında) kalmıştır. Gecikme bileşenleri açısından hava taşıyıcısı gecikmeleri zamanla azalırken, NAS gecikmeleri ve geç gelen uçak gecikmeleri kademeli bir artış göstermektedir. Genel olarak bulgular, hava taşıyıcısı gecikmeleriyle ilişkili operasyonel baskılardan, operasyonel performansı etkileyen, özellikle NAS ile ilgili ve geç gelen uçak gecikmeleri gibi daha geniş sistem düzeyindeki kısıtlamalara doğru kademeli bir geçiş olasılığını ortaya koymaktadır.
Otomasyon sistemleri, dijital arayüzler, veri odaklı karar destek sistemleri ve yapay zekâ uygulamaları, havacılık operasyonlarının yürütülme biçimini önemli ölçüde dönüştürmüş ve insan–makine etkileşimini yeniden şekillendirmiştir. Dijitalleşme çoğu zaman verimlilik, standartlaşma ve hata azaltma ile ilişkilendirilse de insan performansı, karar verme süreçleri ve emniyet üzerindeki etkileri tek boyutlu değildir. Bazı durumlarda dijital sistemler operatörleri destekleyerek operasyonel güvenilirliği artırırken, bazı durumlarda insanın aktif katılımını azaltabilmekte, durumsal farkındalığı zayıflatabilmekte ve aşırı güven riskini artırabilmektedir. Bu çalışma, havacılık operasyonlarında dijitalleşmenin insan faktörleri, emniyet ve karar verme süreçleri üzerindeki etkilerini sistematik biçimde incelemektedir. İnceleme, PRISMA 2020 çerçevesi doğrultusunda yürütülmüştür. Scopus, Web of Science ve Google Scholar veri tabanlarından toplam 485 kayıt belirlenmiş; çok aşamalı eleme sürecinin ardından 25 çalışma nihai analize dâhil edilmiştir. Seçilen çalışmalar; iş yükü, durumsal farkındalık, otomasyona güven, karar destek sistemleri ve emniyetle ilişkili sonuçlar çerçevesinde kuramsal olarak yönlendirilmiş anlatısal sentez yaklaşımıyla değerlendirilmiştir. Bulgular, dijitalleşmenin insan performansı üzerinde çift yönlü ve bağlama bağlı bir etki yarattığını göstermektedir. Dijital sistemler rutin görevlerde iş yükünü azaltabilir, karar verme hızını artırabilir ve tutarlılığı güçlendirebilirken, yüksek otomasyon düzeylerinde yeni riskler oluşturabilmektedir. Ayrıca 2018 sonrası çalışmalar, tartışmanın klasik otomasyon yaklaşımından yapay zekâ destekli ve veri odaklı sistemlere kaydığını; model şeffaflığı, veri kalitesi, açıklanabilirlik, güven kalibrasyonu ve örgütsel gözetimin öne çıktığını göstermektedir. Genel olarak dijitalleşme tek başına daha emniyetli operasyonları garanti etmemekte; emniyet, insan, teknoloji ve organizasyonel unsurların dengeli bütünleşmesine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.